Asrevya!.. 8

3/6/2007

 

Uzun bir suskunluk ardından başlayıp bitmeler arasında kol gezen düşlerim, yine tutuşuyor kalemin ince yanına. Ve yine bildiğim dillerden en anlaşılır hüznüm çıkıyor ortaya; Asrevya!

 

Küflü harflerimin yakasında bir masal büyütüyor ömrüm. İsmi susturulmuş kimliklere mahlas biçiliyor beynimin tezgâhlarında. Bu masalı dizmesem nefeslerimin kıyısına, acaba kaç satır yaşardım Asrevya? Hangi satırda düşerdim dikenli bilinmezliklere? Kaç defa konuşabilirdim ki böylesi uzun? Kaç defa yazabilirdim…

 

Susmayı istedim, satırlarca yazıp bir ömür derinliğinde ve bir hayat bilmecesinde susmayı. Beceriksizliğimin harfleri elimde yankılandı yine… Bu kez susmadım Asrevya. Bu kez yılların susulmuşluğunu döktüm. Avuçlarımda sakladığım hüzünler satırlarda yaşattı gerçeğini. Ne çok olmuştu mavilere yazımı yaslamayalı. Ne çok olmuştu içimdeki paslı yarayı kanatmayalı.

 

 

Sahil boyu yürüyorum acılarımda. Ayağımı kanatıyor anılar. Bilirsin ki bu düşte acımamak yalan olurdu Asrevya. Bu düşte konuşmak zor olurdu. Ki dili var mıydı düş yutmuşluğumun? Ömrü konuşacak kadar uzun muydu?

 

Saklımda bir hayat var. İç cebime sıkışmış nazarların hükümranlığı ellerimde. El yordamıyla buluyorum düştüğü yerden ömrümü. Kısık sesli bir sanrı ile geçiyorum hayat denen oyunun orkestra çukurundan. Şehrin ezan sesleri kaplıyor kulağımı. Bin heceyle âminlere yeltenirken dilim, ağzımın düğümlerini nasıl yırtabilecek elim?

 

Bu masal kadar masalım Asrevya. Aslım yok… Herhangi bir şehrin izbe köşesinde, harfler dökmek için yaşamış bir hayalim sadece. Yüzüm yok. Uzun düşünmelerime düşülecek bir cevap yok… Adım yok… Masalın kıyısına, yaşadığımın ispatını düşürüyor sadece kalem. Yaşıyorum, hayat parantezine alınmayan bir cümlede. Yaşadığım kadar kaçıyorum oysa hayattan. Gizli bir gerçeğin çizgisine gömüyorum çehremi. Hangi aynaya dönsem yüzüm bilinmez artık… Ben “yok”um Asrevya… Masal yazmak için masal oldu gerçeğim…

 

Bir masal ne kadar yazılır Asrevya? Kaç satırlık ömrü vardır? Yazanı susmalı mıdır artık? Çekilip kıyısına karalar dizmekten uzaklaşmalı mıdır diz boyu? Ne çok sorum var Asrevya… Ne az cevap…

 

Zamanıma masal dokuyan kalemim masalın sonunu verebilir mi avuçlarıma? Diyebilir mi ki “ve masal bitti Asrevya!”

 

Bildiğim yerlerin eşiğine saklanıyorum. En çok kendimden kaçıyorum Asrevya. En çok kendime küsüyorum…

 

Yine gece… yazıyorum…

Uykusundan firar ediyor gözlerim. Ayağım karanlığa takılıyor. Aydınlığın üstüne düşüyorum, daha bir kararıyor geceler.

 

Düşlerimi yırtıp atmadım Asrevya. Sadece sayfalarca yazdım. Her yazdığım sayfada hayattan bir gün daha çevirdim belki. Her satırda bir daha düştüm. Şehirlere gömdüm siluetlerimi. Gölgemi adımın içine diktim. Adıma büyük puntolu yalnızlıklar kurguladım Asrevya. Adıma ödünç alınmış gitmeler astım. Mahlaslara vurdum kendimi. Adım kaçtı ardımdan. Geriye ne kaldı Asrevya? Gitmelerden geriye hangi kalış kaldı?

 

Yorgunum…

Yol boyu susmalarım var alnıma yazılmış. Omuzlarımda bir yaranın ayak izleri. Yarayı mı kazımalıyım Asrevya? Yoksa alışmalı mıyım yaralara?

 

Kaybolduğu satırdan buluyorum harflerimi. Masala uzun soluklu cümleler ekliyorum, bitmediğini resmetsin diye…

 

Bir adım ötemde katliamlar düşüyor tarihe. Sadece ürkek kalıyorum. Bildiğim tüm katletmeler, kelimeler asmak sanırdım darağacına.

 

Uzunluğuna zılgıtlar eklenmiş zamanın cümleler arası intihar boşluklarındaydım Asrevya. Her acıya müşterekti imgem. Tüm suçların zanlısı gibiydi sicilim. Kentin morglarında bir düş yatıyordu yarı diri. Ölmüyordu… Ölemiyordu… Yaşa(ya)mıyordu (da)…

 

Seyirsiz yolların seyyahlığında, sürgünler armağan ediyorum peltek kalemime. Adım atsam kendimden düşecek kadar yorgunum Asrevya. Vapurlar geçiyor ıssız limanlarımdan.

Pusuyorum…

Yıllanmış halatlar gibi bekliyorum, geldiğinde tutacağım gemiyi.

 

Masalın satırlarına vurduğum gözlerime Kız Kulesi çarpıyor Asrevya. Hırçın dalgalar eşliğinde Kulenin efsanesine gömüyorum, sağ yanımın sol yanımdan sakladığı harfleri. Ne kadar hüzün varsa kirpiklerime sıkışmış, uğurluyorum karşı kıyıya. Süleymaniye sokaklarında yankı buluyor içim. Adım Beyazıt’ta düşüyor kesme kayalara. Yine bir Sultanahmet çiziyor elim. Ve kalemim yine Asrevya yazıyor.

Anladım ki hep aynı hayat şarkımın sen nakaratındayım Asrevya.

Yaşadıkça susmayacak kalemimdeki notan…

 

 

Tuba Özdemir

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

2 yorum yazılmıştır

2008-07-27 12:02:49 - Anlat Asrevya...

Yazan: B
Bir ceset tazeliğinde kelimeler, dirilmenin sırrı bulunmuyor hiç bir dikilitaşta... Garip figürler, gizli notlar, saklı ipuçları; görmek için bakmak yetmiyor, bakmak için göz kapaklarını açmak...

Hudutların ulaşılmaz Asrevya, bir kapı bulmak için yürümek yetmiyor. Başlangıç neresi, sonun nerde yazıyor? Cümlelerin arasında daha kaç kişi tutuklu kaldı, kurtuluş için haritaların nerede saklı, hastalıksa labirentinde mahsur kalmak söyle hangi tabib kurtuluş reçetesini yazdı?

Kendini hatırlamaktan aciz bir hafıza, başı nerden hatırlasın...
Önünü görmeye basireti olmayan bir baş, sona nasıl ulaşsın...

Bir deniz feneri yak, yolumuzu bulalım. Kabuslar zor, Asrevya diye rüyalardan uyanalım...
Bağlantı - -

2007-06-19 12:43:51 - asrevya

Yazan: zamanist00
Sukut insanları tanırlar birbirlerini çoğu kez yüzündeki gülüşten içindeki kuyuya atılanların yankılarından ve gözlerindeki ertelenmişlikten ve yine bunları görecek, anlayacak, iyileştirecek bir dost eli bekler dururlar... eyvalah
Bağlantı - -
« Önceki - Sonraki »

asrevya

üç kelimeye düşmüş yangın...

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro