Asrevya!.. 7
7/4/2007
Zaman, kapımı çalıyor ikindiye bakan sureti ile… Gözlerim ardımdaki yollarda unutulan ayak izlerinde arıyor gidenlerin suretini. Artık geç… Giden gitti avuçlarına tüm suretlerini sıkıştırıp. Giden gitti, gidenleri kalanlar cümlesinde toplayıp…
Canımın içine ansızın bir sızı düşüyor.
Yıpranıyorum…
Yine de masalına bir nokta koyup çekip gidemiyorum Asrevya. Virgüllerle bağlıyorum acılarımı birbirlerine. Sana dair birçok soru ekliyorum heybemdeki senli satırlara. Şimdi nerdesin Asrevya? Hangi şehir saklıyor içinden bir kırık hemze gibi geçtiğim geçmişini? Hangi şehir sana yetiyor Asrevya? Yarım kalmıyor mu yine yaşayacakların, yaşadıkların… Kurtaramıyor musun düşlerini anıların soğukluğundan? Geçmiş hangi acını aklına kazıyor Asrevya? Geçmişinin hangi paragrafında adım geçiyor yarayla karışık?
Bilinmediğin surette hep sır kalırsın Asrevya. En mahfi düşün en tenha yönüne saklanır mısın? Yoksa sen de mi bana kendini sormaktasın?
Sus Asrevya!..
Tükenişime bir sebep feda etme… Ben ki kalakalmışım hecelerinin tel örgülerinde. Ben ki düşmüşüm yüz üstü satırlara. Şimdi bana, yazmaktan başka ne düşer Asrevya? Payıma kalmadı ki mutluluk…
Geceyi yarıladı yine kalemimin karası. Adımdan düştü yine adının artakalanı. Bileklerime dizildi ağlamaklı kelimeler. Alnıma vuruldu yine susmuşluğumun sebebi ebkemliğim.
Asrevya! Satırlarım birer zılgıttır tüm sustuklarıma. Acının eş değerindedir adın. Söyle Asrevya; gitmeler neyin eseridir? Ya dönmeler, onca gitmişliğin üzerine hangi sebeptendir? Neden gidilmişliğin üzeri toz kaplamışken giden geri gelir? Neden Asrevya? Şimdi, bırakılan ‘buyur’ edebilir mi geleni dünyasına? Nasıl güvenebilir gelenlerin bir daha gitmeyeceğine? Öyle ya, bir gidiş bağlamıştır o düşü gitmelerin saflarına. Bir gidiş mecburi sonlar kazımıştır alınyazısına. Madem gidenin gözleri geriye bakar bir gün, o halde neden gidilir Asrevya? Neden?
Asrevya! Bahar, kapımdan içeri adımlarını attı soluk rengiyle. Dilimdeki şarkılar üşüdü, düştü notalar. Katledildi üç heceye yıllar. Kalemimde yaşayan sana ne demeli Asrevya… Hecelerle kurulan düş bozumlarına ne demeli…
Büyümekten korktuğum satır aralarında büyümüşüm meğer Asrevya. Yaşadığımı unutturan ölmeler seslenmişim kulaklarıma. Çekimlenmemiş birçok fiil vuruyor aklımın tümcelerini. Gözlerime yeni yaşlar sarıyorum. Ölümlerin ocağında yaramı susuyorum. Sen ölümler bilir misin Asrevya? Daha hayata sunulacak soluğun çokken soluklanamamayı, düşlerle kurulan bir hayata kâbuslarla başlamayı bilir misin?
Hangi satırda aslın saklı Asrevya? Hangi düşte gizli öznelikten sıyrılır varlığın? Yoksa daha yıllar boyu sırlanmalı mısın?
Gece şehrimin koyu çizgilerini dokuyor ilmek ilmek. Masalın sonunda tezadıma yerleşen ismin, elma gibi gökten düşerek adımın yanına mı yerleşecek? Kirpiklerimden süzülen hüzünlü kırıntılar hayatımdan hangi soru işaretlerini döker ceplerime? Peki ya ceplerim bu soruların altında ezmez mi bedenimi Asrevya?
Yorgunluğumun bilmem kaçıncı direnişidir satırlarda. Kaç uyku bozmuşluğu vardır kalemin sen adına.
Asrevya!
Kuyuya düşen Yusufî harflerimi kim çekip kurtaracak? Hangi kalem adın kadar manidar bir öz biçebilecek? Bu düşün içinden hüznün yolları geçti Asrevya. Yol ayrımı bol bir masalın orta noktasındayım. Dönmem, yangındır… Gitmem, azap…
Yalnızlığın hangi kucağına düşürülür masalın Asrevya? Kaçıncı gözden yaş olup akacaksın damla damla? Oysa masalıma gülücükleri tutturacaktım çengelli iğnelerle. Mutlu sonlar kazıyacaktım. Gökten elmalar düşecekti bir bir... Olmuyor Asrevya… Ne yapsam da adını yazınca mutluluk eklenemiyor masalıma. Adını yazınca başlıyorum yine bildik yaralarımı tuzla yıkamaya.
Asrevya!
Kesişmiş yollarımızda hiç beğenmediğimiz rolleri oynamaktı belki hayatımız. Ne sen Asrevya lığından memnunsun ne de ben masal kazıyan halimden. Kırıklarla büyüdü bu masal Asrevya. Sarılıp da yeniden devam etmedi hiç. Bir gün en can acıtıcı yerinden kesildi kırıklar… Ve tek nefes kaldı masal… Bıraktı Asrevyasını musallada. Şimdi yazan ben, yaşayan ben… Sen, giden…
Asrevya!
Adının düştüğü musallalar bitiriyor ömrümü. Elimde avucumda hüzünden başka bir şey yok… Darağacına asamıyorum kalemimi. Ne sen yokluğunla bitebiliyorsun satırlarda ne de ben kalemime ‘yazma’ hükmü çıkarabiliyorum… Düştüğü satırdan devam ediyor acı düşüm… Gidenlere rağmen kalanla devam ediyor…
Harflerin bir ölümün aynası oluyor Asrevya… Kefene düşen üç hece As-Rev-Ya…
Bitmedi, bitmeyecek musallana seslenişlerim…
Tuba Özdemir
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Asrevya!.. 6
1/4/2007
İki dirhemlik an uğruna zamandan kaçıyorum. Rüzgâr çarpıyor yalnızlığımın harf boşluklarına. İmlecim üşüyor… Ve her gözyaşımda bir alt satıra düşüyor. Hangi satırdasın Asrevya? Büründüğün kimliklerin sığınağında mı unuttun adını? Seni bulmak için daha kaç satır düşmeliyim hayatımdan?
Üç noktayla başlayan ömürde çoktan paçalarını sıvayıp giryelere yürüdü yüreğim Asrevya. Çoktan suskuların parantez içlerine gömdü seslerini. Şimdi dar geçitli bir harfsizlik ensemde… Uykusuzluğumu alfabeme yama yapıyorum. Küçük kapılardan geçip büyük mutluluklar ülkesine gitmek istiyorum Asrevya. Zoraki uyuyorum farklı bir diyara göz açmak için; ama yine kâbusundayım Asrevya. Yine haykırarak uyanıyorum satırlardan.
Vakit bizim için hiç tam vakti vurmadı Asrevya. Aynı akreple yelkovanın içine sığmadı hayatımız. Saniyeden başlayıp yıllara yürüyen zaman dilimleri düştü üzerimize. Kesişmez yollar doldurdu sen-ben arası boşlukları. Büyük bir düş muharebesinde aynı tarafı bile paylaşmıyoruz Asrevya. Bir tarafta hüznüyle yok ettiğin hırçınlı ben, diğer yanda masalına defalarca düğüm atıp o masalın tek zerresinde dahi aslını oynamayan sen. Ne yapmalı Asrevya? Kendimi mi savunmalı? Kendimi yok etmek adına seni mi tutmalı?
Kirpiklerim parmaklığa bürünmüş ve göz kapaklarımda büyük bir düş… Satırlarda, ömrümdeki ünlemleri besliyorum Asrevya. Fonda bir acı inletiyor kabuk bağlamış yaralarımı. Daha ne kadar aynı yol üzerinde dikenlere basarak yürüyebilirim Asrevya? Daha ne kadar kalbi bir düşe satılmış failliğimin yakasında iğreti durabilirim?
Yakışmıyordu Asrevya, bir masalın haritasını çizmek avuçlarıma. Çizilmiş masallar bulmalıydım Asrevya. Bir bir sıkıştırıp ceplerime uygun vakitlerde yürürlüğe koymalıydım. Belki o zaman daha az yanardım Asrevya. Belki o zaman silgiler dokunurdu kara damlalarıma. Çalıntı masalların figüranı olurdu kalemim. Baştan sona yazılmış bir düşün uygulayıcısı…
Yok Asrevya… Başka kalemlerin harfleriyle olamam. Başka mürekkeplerde boğulur lisanım. İyisi mi çizmek bu masalı avuçlarıma, kanaya kanaya…
Ben masalların çocuklara anlatıldığı bir öğretinin eşiğinde büyüdüm Asrevya. Okumayı masallarda öğrendim… Hiçbir masalda çıkmadın karşıma Asrevya. Kalemim seni döktü satırlara. Masalları tersine döndürecek bir surette, varlığının ispatını döktürdün hecelere. Bildik bir masalın aynı tadı vermesi olmayacak yazılanlar. Mutlu sonların mutsuzluk iplerindeki asılmışlığı vuracak beyinleri. Sen bile kendine ağlayacaksın belki. Sen bile kendinden bu kadarını ummayacaksın… Her yazıda son bulup yine her yazıda can bulacaksın. Seni yazarak yaşatabilirim ancak…
Asrevya! Cesaretimin harf yüzü… Bu kadar saklanmasaydın düşlerime belki bu kadar içime ağlamazdım. Seni bu denli aforoz etmişken dilimden bin bir ağıtla dönmezdin. Asrevya neye yazdıysam kalemim kırılmak istedi hep. Seni cümlelendirmek için kendimi harfe indirgedim. Şimdi belki de bundan asudeliğim haykırıştır benim…
Yanlış bir zamanın gün doğumundayım. Bakışlarım bile acıyı döküyor ellerime. Kalemim masalında yorgun hissediyor kendini. Yazıyorum, yazdıkça yüreğimi karalıyorum Asrevya. Yazdıkça siperlerime acı sözler düşüyorum. Kaleminden çıkanları aklıma döktüğüm Yitik Umut’tan sözler düşüyor kalem ucuna; “dilimi dikenli tellere sardım, konuşsam senden önce ben kanarım.” Ve daha birçok söz vuruyor dilimin kıyılarına…
Kendi kalemimin yazdıklarından uzak, kaleminin tümcelerine sığınıyorum yazarın. İçim acıyor. Bak Asrevya, masalında yeni kişiler soluk buluyor. Gecenin en koyu renginden, sabahın ilk ışıklarına dek kurulan düşlerin hüzünlerinden, bir yama bulup yamar kalemine benliğim. Öyle vurur ki kelimeler satır canlarımı; satır çizgilerim yok olur gözlerimden. Satırlarım birbiri üstüne yığılır. Düş savaş olur bir an.
Bilenler bilmeyenlere seni anlatmasın Asrevya… Bilenler bilmeyenlerden seni saklasın… Ki sen kendine bile, bilmeyenlerden daha uzaksın… Kalemime pelteklik bulaşıyor Asrevya… Sen dışında her şeye kapatıyorum ağzımı. Kül rengi bir düş yine karargâh kuruyor efsaneme. Yine küllere gömüleceğim Asrevya. Yine yanıp yanıp söneceğim…
Adını ömrüme serlevha yaptım Asrevya… Şimdi kim sorsa beni sana çıkar yol… Kim sorsa seni bana düşen susmak oluyor. Ötesi de yok ki Asrevya. Adımın tezadına düşmüş üç heceden ötesi yok…
Susmuyor dilim Asrevya. Kalem kâğıttan uzak duramıyor. Ne yapayım Asrevya? Nasıl öldüreyim kendi masalımı? Silmeyi denesem izi belli oluyor artık aklımın defterlerinde. Silmesem yazdıkça hüzün işleniyor her bir harfime. Adıma küsüyor kalemim. Yağmurlar hecelerimi yağmalıyor. Yazılacaklar aklımdayken kaleme ihtiyaç mı duyar ellerim Asrevya? Parmaklarım yaslanmışken koca bir masalın ardına, ölüm o parmakları düşten çekince mi olurdu Asrevya?
Biliyorum bitmeyecek… Biliyorum son değil…
Ben noktasını koyamıyorum Asrevya…
Kır kalemimi ötesi yok…
Tuba Özdemir
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Asrevya!.. 5
4/3/2007
Issızlığa gömülü bir serencamdan kaçarken gürültülü bir düşün kelime aralarında buluyorum kendimi. Bildiğim tüm diyarları siliyorum seyyahlığımın rotasından. Bu kez gözümü açmadan gideceğim (s)onsuzluğa. Ayaklarıma sınırsız çöllerin kumları vuruyor Usta! Hani mavi kıyının dalgaları?
Kelimeleri ruhumun derinliklerine gömdüm. Uykum masalını sordu yine. “ Asrevya nerde?” Uyuyakalmış satırlarında dedim, kalemim tarafından uyandırılmayı bekliyor. Uykum diretti uyanmasına. Gördüm ki seni yazalı ben tükenmiş dünyamda.
Asrevya! Uzun soluklu hayat derlememden bir dipnot bırakacağım imza niyetine: ‘satırlarda yaşadım’
Aslımın payı paydasına uymuyor Asrevya. Ne yazsam az, ne desem çok… Hayallerimin kırık dallarında gözbebeklerim… Bir gün düşeceğim en sağlam hayalimden gerçeğin tam ortasına. Düşlerin düşlerimden tutmaz mı Asrevya?
Ben adım adım karanlık boşluklara sürüyüp saklarken adını, sen her hecenle sorgulanıyorsun Asrevya. Kayıt altına alınıyor harf kıvrımların. Bilmezlerdi ki zabıtlara seni düşenler senin bile kendin olmaktan bihaber yaşadığını.
Asrevya sen bile bilmezken adına düşen ihtilali, başka yüreklere seni nasıl sığdırabilirim ki? Seni sana bulduramazken hüznümün haritası, başka yüreklere verebileceğim tek adres çıkmaz sokaktı… Seni satırlara gömülü bir efsane olarak bırakmaktı amacım. Sırlarım sayısız kere çözülmemeliydi Asrevya. Kalemimi her sonbaharda toprağın en dibine yadigâr kılınca, susmayı biçince kalemime masalın çıktı yine alfabemin kıyısına.
Ömrüme bir masal eklemiştim. Ve bu masala bir son karalamadan gitmemeliydim harflerden. Biliyorum uzun sürecek Asrevya, sana bir son karalamak çok vakti içine sığdıracak. Ki daha tüm konuşmayıp yuttuklarım dökülmedi aklıma. Düşündükçe düşüyor yazılacaklar parmak uçlarıma.
Hayatıma kalemimle iz damıttığım sürece a-z arası yokuşlarımda hep duraklarım olacaksın Asrevya. ‘Elif’ ten başlayıp ‘ye’ de son bulacaksın. Tırnak arasına sıkıştırdığım nice alfabenin tek öznesi kalacaksın.
Masalının her hali kâğıda işlenmiyor Asrevya. Yazarın kelimelerden çalıyor. Tek yol yazılman mı dersin Asrevya? Tek çare harf harf düşmen mi satırlara? Bildiğin gibi değil Asrevya. Her masal yazılarak anlatılmıyor. Yakınımda olsaydın, beyaz satırlara karaladığım yarım bir yüzden dökülen iki damla gözyaşında masalının mahfi yanlarını görebilirdin. Fakat uzaksın Asrevya. Yüzünün nisânî duruşu vurmaz gözüme. Ben ki martın soğukluğunda kundaklandım sıkı sıkıya asiliğe. Gel demeyi düşlesem ağzım dilimi parçalar Asrevya. Aklımdan geçenleri en içlerime gömmek becerebildiğim. Her geçen gün biraz daha gömüldün Asrevya. Her geçen gün bir yazı daha atıldı toprak niyetinde, içimdeki sen yana.
Ben kendimle bu kadar kanlı bıçaklıyken sana nasıl zeytin dalı uzatırım Asrevya? ‘Gel’ desem, gelmeyi becerebilir misin? Yollarımdaki dikenlere rağmen kanayarak gelmeyi seçer misin?
Sorularımı cevabını beklemeden düş askısına asıyorum. Canım yana yana içimdeki kini bırakıyorum dudaklarımdan. Gelme Asrevya! Gelme!
İsmini ölümle birlikte bıraktım avuçlarıma. Bir gün zamanı geldiğinde biri iliştirilecek yakama. Masal bitmedi Asrevya. Yazan seni yazmaktan yorulmadı. Gel/ gelme arası nidalarda ‘gelme’ kazandı.
Gelmesen ne olur ki Asrevya?
Hepsi hepsi harflerin kızgın ateşlere dokundurulup asılır kalemime.
Hepsi hepsi yangınlarımı kül edip gittiğin yerlerde kalırsın işte…
“Ne günlerdi gülüm ey!” bir anının kıyısında bile dolaşmadık Asrevya. Aynı şarkıya aynı sebepten gözyaşı dökmedik hiç… Aynı yara kabuk bağlamadı benliğimizde.
Asrevya! Bitmedi masal… Bi-te-me-di…
Dilimdeki “gel”leri tüketenler yazmayı bıraktı bana. Bana düşen sadece yazmak Asrevya. Bana düşen paramparça olmuş bir hayatı temize çekmek…
Satırlarda yaşayan masalsı düş… Yazıldıkça kocaman defterlerde arayacaksın anlamını. Bulamayacaksın… Seni senden saklayacağım Asrevya. Körebeli bir sanrıda gözü bağlı olan da sen olacaksın, aradığın da… Ve yine o iğrenç uğultu çalacak kulağının kapısını: Bulamayacaksın…
Masallar gerçeklik şerbetinden tatmaz Asrevya. Satırlarda yaşarlar. Bana düşen sadece yazmaksa, uzun soluklu bir ömürde her acıdan bir nebze dolayıp kalemime, adına kusacağım tüm ıstıraplarımı.
Tüm sabahlarım uykuya dalıyor Asrevya. Gecelerim uykusuzluğa bürünüyor. Kimliğim yıllanmış bir acının portresini yansıtıyor; Baba adı: ölüm… Anne adı: yok…
Bu kadar acıyla ayakta kalabilir miyim Asrevya. Yeni acılara açılır mı yüreğim?
Şimdi bileklerimde bir masalın ağrısıyla örülmüş kelepçe… Ayaklarımda satırlardan oluşma bir pranga… Suçluyum Asrevya! Temyize gidiyor düşlerim. Ya ölüm ya af düşer payıma. Afsa ömrümün dengi daha yazılacak çok şey var Asrevya. İdamsa düşlerimin kefeniyle son sözümü söyleyeceğim sana…
Karar: af…
Daha bitmedi Asrevya. Yazılacak çok şey var. Masal tökezlemelere rağmen kaldığı yerden devam ediyor Asrevya! İyi aç gözlerini fısıldayacağım tüm susulmuşluklarımı…
Tuba Özdemir
Yorum (7) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Asrevya!.. 4
26/1/2007
Elleri ceplerinde bir düşün hırpalanmış kalıntılarıyım… Düşsüzlüğümle acı yamıyorum üç harflik imlâma. Hayata biraz daha mutlu soluk eklemek için masallara ihtiyacım olduğuna inanıp çocukluğumun masalsı kelimelerine vuruyorum kendimi. “Bir varmış bir yokmuş…”diyor tozlu beynimde biriken eski kitaplar. Doğruluğunu kavrıyorum çocukluk masalımın. Bir vardım bir yoktum… Bir inadına var olmayı seçmiştim bir de her şeye rağmen yok olmayı…
Dilim kurudu zaman… Kelimelerim çöl çatlağı. Harflerim kuraklığıma yıkılan yas tanecikleri. Seraplardan bozma bir hayalin kâbusundayım. Susuzluğuma ek ölümüme susuyorum. Kefenlenmiş yazılar saklıyorum ceplerimde. Asrevya! İsmini kefenlenmiş yazılarımı uğurladığım musallaya düşürüyorum. Hem de kefenlenemeyecek kadar paramparça olmuşken bende.
İlk önce “as” düştü cebimden. Ve sonra “rev”… “ya” yı kurtarmak için ölümlere sürdüm ömrümü. Sahibine yaşayan ceset hükmü kazandıran bir ben, seni kurtarmaya yetmedi Asrevya. İsmin düştü musallaya. Keskin sözcüklerim yetmedi ismini oradan kazımaya.
Kefensiz, ölümsüz ölümlerin kollarındasın Asrevya. Benim yaşamam için mi katlediyorsun ismini? Yapma Asrevya iki ceset bizi hayat yokuşlarından siler süpürür. İki ölü isim bizi mahlaslara gömdürür…
Asrevya! Susmanın en koyusunu denedim sana. Kelimelerimi içime büktüm. Sonra konuştum sayfalarca… Bitti dediğim anda düştü ismin paslanmış sesimin meskeni ağzıma…
Asrevya! Sonsuz acılarımı ezberimden geçirdim de düştün kalemime. Siluetlere dipnot düştüm çehreni. Hep bir muamma olman için, çalınmaman için, başka yüreklere başka dillere sığınmaman için kendimden bile sakladım seni.
Denklemler içine hapsettim seni Asrevya! Bilinmez sayıların sonsuzluğunda bulunmazsın. Açıklanmadıkça hep bir gizsin Asrevya…
Şimdi…
Kimse dokunmayacak adının kayıp anlamına. Kimse seni uzaklığıma yakılmış bir türkünün asi mısralarında aramayacak. Ben ölene dek yaşatacağım ismini. İsmini düşlerime bürüyüp göz bebeklerime süreceğim. Ömrümde, acımı en anlamlı kılan ismini sürgünlerde sıralayacağım Asrevya!
Biliyorsun ki yazıldıkça yıkık hayallere eş bir ses oluyorsun Asrevya. Her yarada acıyanın acıtan rolünü oynuyorsun. Oysa sen, bilinmekten uzak en mahfi düş… Oysa sen, sesinin yamaçlarına hüzün dolduran ve her harfiyle ömrümün mutluluklarını tüketen bir ölüş…
Asrevya! Tanımadık yüzlerin tanımadık satırlarına girme… Oralarda büyüme. Sen ki benim “en”lerimi doldurduğum uzun kelimelerimin tek faili… Başka kalemlerin boyunduruğuna gitme Asrevya, solup kalırsın satırlarda.
İsmini her kalemime doladığımda dilimin en parlak kelimelerini üfledim sana. Sen bilmeden ne çok sen yazdım ne çok sen biledim hayatıma. Ne çok, senli ağlamalara vurdum gözlerimi. Kirpiklerimi kaç kez sen diye kapattım. Adını sayıkladım kâbusa dolanmış rüyalarımda. Adını düştüm siyaha dolanmış anılarıma. Fakat biz senle “an”lardan bile uzaktık Asrevya.
Defalarca dilinmiş bir saatten bir salise bile düşmedi payımıza. Bizliklerden geçmedi cümlelerimiz. Ben hep adımı unutup Yaren oldum satırlarda sense Asrevyaydın; ama sadece benim satırlarımda…
Bağlaçlarla bile bağlanamadık Asrevya...
Günün aksi vurmuyor yüzüme. Mat bir renkle dolduruyorum heybemi. Yaralı sanrılarıma tuz basıyorum. İmleçlerle kaydırıyorum hayatımı. Manidarane birkaç sözcüğü beynimin esrarengiz yanlarında zabıtlara geçiriyorum. Yağız bir hüznün ellerinden tutuyorum sımsıkı, bırakmıyorum…
Reel bir zamandan lümey’a’larla dolu rüyalara sızıyorum Asrevya… Gümanlı bir güzergâhtan ilerliyorum ırak şahikalara. Şebden bir libas biçiyorum kendime. Karanlığa eş oluyorum.
Gidenlerin ardından süregelen yadigârlığım iç cebime sıkıştırılmış hayat hikâyemin en süslü yalnızlık terimi Asrevya…
Yoklukların içinde var olmaya çalışan yorgun yüreğim, ismini içine hapsettiğim efsanene son noktayı koyamıyor Asrevya. Bit(e)miyorsun…
Ötesi ne Asrevya? Hadi dünü bildik, bugünü öğrendik, yarını tahmin ettik: ama ötesi ne? Ne zaman susulursun kalemimde? Daha kaç gün, kaç ay, kaç yıl katmalıyım acılarımın üstüne?
Ne gel demeye dilim varıyor Asrevya ne de sana “sus”ları denemeye. Yazılmışlığınla yaşıyorsun satır dünyamın içinde.
Kara kalemimden satırlarıma dökülen bir yazısın Asrevya. Satırlardan ötesi olmayan düşüm…
Hep öyle kalacaksın…
Ve ben yaşadıkça yazılacaksın AsRevYa…
YAREN...
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Asrevya!.. 1
26/1/2007
(As-rev-ya! İlk heceye düşmüş yangın… İlk hecelere düşmüş matem…)
Asrevya! Yorgunluğunun bilmem kaçıncı gecesi. Ve kaçıncı satırda silindi hayallerin bilmem. Esaretin ellerindesin. Özgürlüğün için kaç nefes feda etmelisin bilmem. Bildiğim; ölüme dek yaşama direnmelisin. Sen ki kırık olan her hayali temize çekmelisin.
Asrevya!
Kilit vurma diline. Konuş… Haykır… Yalancı baharlara kendini böyle teslim etme. ‘düşlerini ben katletmedim hayatın’ diyemeyecek kadar öksüz müsün kendine? Bir ibrişimle dik benliğini hayallerine.
Asrevya!
Hayatına düşen tüm sükûtların yerine konuş. Konuş ki sesini yazayım defterime, konuş ki sesinin sesteşini bulayım Asrevya!
Esaretin ellerindeyim. Özgürlüğe santim santim uzaklaşıyorum. Umuda bir dalga boyu yakınken çıkan hengâmede kayboluyorum. Geldiğim yerin adı; bilinmez… Asrevya! Çek kurtar beni bilinmezimden.
Asrevya!
Öyle kolay değildir vakitsiz vedaları hiçe saymak. Kaç veda bağışladın ki böyle habersiz gidişin çaldı kapımı? Oysa gitmek her babayiğidin harcı değil. Söylendiği gibi iki hecelik bir basitlik değil. Gitmedim de Asrevya. Gitmedim de, gitme…
Hayata iz sürdüm, sonra bir nefes boyu sürüldüm. Düşlerin ardında kalan bir sürgündüm Asrevya. Nedendi sürgünlüğüm bilmedim. Elime koca bir acı sıkıştırıldı hayat tarafından. Yollarım çizilmişti artık. Yabancı bir rotada günden güne özgürlük biriktiriyorum mahkûmluğumun içinde…
Her yazı hayatımdan kayan bir yıldız… Sen bu yazıların hangi durağısın Asrevya? Sen hayatımın hangi köşe taşısın? Elvedalarımın hangi düş limanısın?
Asrevya!
Uzun bir hayattan yaşamak biçildi payıma. Birilerinin insafına kalmıştı gülmelerim. Seni bana bu denli bağlayan, seni benden böylesi ayıran neydi Asrevya? Kalın çizgilerle mi çizilmişti sınırlarımız?
Asrevya!
Kalemine takılan ‘sus’ları ayıklamakla için ayakta tuttum kendimi. Sen yazmalıydın bense, yazdıklarına bir sus payı niyetinde ağlamalıydım. Bu yıl gitmek yılıydı Asrevya. Giderken yanıma seni de almalı mıydım? Sonbahar görünüşlü yüzün bu şehirden ayrı kalemlere çarpar mıydı? Asrevya! Sesin soluksuzluğa mı hüküm giyerdi uzaklarda…
Asrevya! Sen miydin hayat cümlemin bozuk imlası? Neresinden düzeltmeliydim bu imlâ hatasını?
İki direk arası tel örgüler içindeyim. Yürümem yasak, düşünmem yasak, nefesler ödünç. Yaşamak yasağa eş değerde Asrevya. Sen kadar direnemiyorum artık hayata…
Hayat, yaşayarak tüketiliyormuş. Bir yerlerde belli bir sebepten eksik kalıyormuş hep insan. Benim eksikliğim neydi? Ya çokluğum, çokluğum sen miydin Asrevya?
Yangınların söndüğü ana dek yaşarım, küllenecek kadar kalamam. Ki gelmesi gereken hiç gelmemişken böylesi bir yokluğa katlanamam. Asrevya! Seni silmeye kalksam içimden geriye aklanmış bir ben kalır mı? Saf suya batırılmış bir duyguyla ayakta durabilir mi günler? Bir sen eksik yaşayabilir miyim? Üç isim, üç hece eksik? Senin isminin harflerini çıkarıp alfabemden YİRMİ DOKUZ HARFTEN DÜŞÜREBİLİR MİYİM HAYATI?
Yamaya yamaya giyerim günleri. Ayağı gözyaşlarına takılan gülmelerimi ıslaklığıyla yakarım. Bir söz varsa dilimin ucuna sıkışan, yutarım…
Yaralarıma tuz basma niyetindeyim Asrevya. Adım adım azad olmuş firaklara çarpar bedenim. Sen ki kalmalarımın en asi yüzü… Sus Asrevya…
Aşk hecelerin cellâtların elinde artık... Ve sevda bildiğin bir efsanenin kalıntıları… Şimdi; bir ‘ahh’ uzunluğundaki pişmanlıkların ardına saklanma. İki olumsuzluk arası uçurumlardasın. Bilmem ki bu harf sesleri ne zaman yutarsın?
Asrevya!
Bin bir zırhı büründüm ve sana yazdım. Bir daha seni kalemime dolayacak kadar cesurluk payı biçemem kendime.
Asrevya!
Bilinmez satırlardan düştün hüzne. Kalkmaya çalışsan her yanın acıya sarılır. Eline yüzüne bulaşır aşk öldüren cellâtların kini…
Seni, düşlerimde kalmış o masum kız aklayamaz artık. Seni, düşsüzlüğünde kalmış yalnızlık aklasın…
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


