Asrevya!.. 3

20/1/2007

 

Susmaktan çok yoruldum. Artık bildiğin sesler hatırına konuş dilim...

 

 

Vakit gecenin yarası… Gözümü açtım aydınlı niyetinde. Gündüzlere sığmayınca, geceyi kabullenir oldum. Gecenin en karanlık yerinden yarınlara aydınlıklar biriktirmekti amacım. Aydınlığı gecenin zifiri karanlığından biriktirmek, yarınlarıma karanlık ekmekti. Bildim; ama kulak ardı ettim. Ve geleceğimin portresine kara bir çerçeve biçtim.

 

Bir ölümün ardından tutulan yaslara hep siyah eklenirdi. Ölü siyahla uğurlanırdı. Ben hangi yanımı öldürmüştüm, hangi yanımı her gün öldürdüm de bu denli siyaha büründüm? Oysa tüm bildiğim siyahlar aynı beyazla kurşunlanıyor. Ve cesedi hep beyazı gölgelenmiş bir kefenle son buluyor.

 

Bir bir yok oluyorum. Yokluğum giderek “faili meçhul”lere sığınıyor. Kalabalık bir sokak ortasından, günün en aydınlık anında vuruluyorum; ama nedense tutanaklarda sadece “faili meçhul” kalıyorum.

 

Pılımı pırtımı toplayıp saniyelerin gözüne çarpıyorum hece hece yalnızlığı. Saliseler geçiyordu üstümden, kruvazör niyetinde. Zamanı öldürmeye yelteniyordu içimdeki akrep. Oysa yirmi dört saatten yirmi dört yaraya ulamıştım dünyamı. Yirmi dördü de içimi yaktı…

 

Bir bedende bir düzineyim Asrevya. Bir ruhta bin… Oyuncaklarla yaşama gülümsemek için geç bir zaman artık. Şimdi cümlelerle oynuyor beynim. Bu oyunda hep düşüp kalkıyorum. Her yanım yara bere… Her yanım vurgun… Tehlikeli bir oyunda ölüm kalım savaşı vererek mutsuzluk diziyorum. Dizgim hatalı, harflerim kırık…

 

 

Kelimelerimin kapısı aralı… Her an yazıya dönüşmeyi bekliyor içimdeki ses. Ne konuşacak kadarım ne de susmaktan yanayım Asrevya… Kendime tek muhalifim ben. Tezatlardan tezat beğenmem kendime. Kendim varken en karşımdaki bile yandaşım olur. Bana karşı ben savaşından ölüm aklar beni. Ki hangi yanımı tutsam ölümün kucağıdır zaten. Bir savaşsa yamaçlarımdaki, biri yok olmalı biri kalmalı… İkisi de benim… Bana karşı ben… Ya ben ölücem ya da yine ben… bir yanım sadece sağ çıkacak bu mübarezeden. Ölüm ardında, ölüm tadından koşturup duruyorum Asrevya. Yok, mu musalla suretindeki kelimelerden tabut ören?

 

Anlamı uzun olan bir cümle bulanıklığıyım. Hangi kelime beni özetleyebilir ki? Hangi dil lisanımı konuşur?

 

Ne demeliydi ki içim bunca yanmışlığı üzerine? Herkese ve her şeye rağmen yalnız değilim yalanının ardına saklanıp koyu bir yalnızlığı yudumladığında, ne söylemeliydi? Onda acıyı dem tutturan hayatına mı kızmalıydı? Ya da bitmez tükenmez ağıtları mı diline dolamalıydı? Kimden başlamalıydı ağıt yakmaya? En suçlusu kimdi bozulan hayatımın? En suçlusu gidenler miydi? Gitmeyip acı çektirenler mi? Bir bilinmezlik üçgeni arasından oradan oraya savruluyorum Asrevya. Kendime sorduğum soruların bile cevaplarını bulamıyorum. Aşikâr değilim. Hafi bir ömrün kalıntılarını taşıyorum. Yine ben mi suçluyum Asrevya. Yoksa tüm konuşmalarımı çalıp bana sadece susmayı bırakanlar mı?

 

Payıma bir son yazılmış. Ne kadar didinsem boş Asrevya… Öyle geçti ki vakit. Sen bile kurtaramazsın artık beni. Sen bile yarama merhem olmazsın Asrevya. Sen bile…

 

Oysa hep senden sanmıştım acılar. Yokluğunla varlığın arasında sürüp giden ömrüme. Bir yok olup bir de var olduğunu ispatlamak adına yollara düşmüştüm. Bilmeliydim ki tüm şüpheler, tüm ispatlama düşleri varlığın olunca oluyordu Asrevya.

 

Asrevya!..Geç bir zaman. Git desem gitmezsin belki şimdi. Ama gel desen ben de gelemem. Her şey için geç Asrevya. Yoruldum adına düşler biriktirmekten.  Harflerin kalemime dolanmasın artık… Ki adımı unuttum adını yazmaktan… Yorgunum Asrevya… Sana susmayı kabullenecek kadar… Geç bir zaman. Artık düşme satırlarıma. Ki sen satırlarıma düştükçe ben acılara düşüyorum… Ki sen yazılınca ben siliniyorum…

 

 YAREN...

 

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Asrevya!.. 2

20/1/2007

 

(Üzgünüm Asrevya, sana susmayı tercih edemiyorum artık…)

 

 

Asrevya! Yine sana dönüyor kalem… Yine senle başlıyor nidanın harf resmi…

 

Zılgıtları ağıtların kucağına bırakan bir şehirde yaslanıyorum hüzne. Ağıt yakmayı bilmeyen gençliğim, acı demliyor dilinde. Yaşadığıma inanır gibi oluyorum bir an. Öldüğümü sanmışlığımın üstünden aylar geçmişken hem de…

 

Bıkmış nefesler feda ediyorum kendime. Kendime yabancı bir “ben” oluyorum. Senden en uzağım Asrevya. En yakının zannederken kendimi…

 

Asrevya! Çatık kaşlı bir yazıdan ibaret değilsin dilimde. Aramızda halın harfler sobeleşiyor her vakit. Kaçmalardan bıktım Asrevya. Hangi yolun sonunda katledersin ben suretindeki seni?

 

Asrevya! Köşe bucak kaçtığın bütün hisler silip süpürdü mutluluğu. Kaçtın, sonun yakalanmanın ta kendisiydi. Sorgun ağır Asrevya. Cezan ağır… Cellâdın keskin balta ile bekliyor seni. Cellâdın seni hecelerine ayırmak için bekliyor Asrevya. Sonun yine yakalanmak olsa da ismini biraz daha yaşatmak adına kaç Asrevya! Kangren düşleri büyütmek yerine savur yağmur sularına…

 

Yarası git gide derinleşiyor acıya buladığım cümlelerimin. Bir bavul dolusu cümle var defterimde. Yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim. Okudukça gözyaşlarımın içine ekliyorum yaralarımı. Sen gözyaşının içine yaralı tümceler gömebilir misin Asrevya? Sen baharı beklerken karşına çıkanın bir sonbahar olduğunu öğrendiğin anda, bahar diye bağrına basar mısın sararmış yaprakları? Sen yollarına yirmi dokuz harfle acı döşeyen bir şahsa yara değil de yar diyebilir misin?

 

Hasarlıdır ismim Asrevya. Dil uçlarına gelmeyecek kadar bedbin… Baş harfimi bile söyleyemiyorum artık. Baş harfim son durağım benim.

 

Bir intiharın ardına düşmüş mektupta aradım son nefeslerimi. Sonuma bir nefes bile biçemedim Asrevya. Git dedim, “gidemem artık çok geç” dedin. Kal dedim, “yerim burası değil” dedin. Sen eşiğimde acıyı büyüttün Asrevya. Ya kalmalıydın ya da gitmeliydin. Şimdi ben de senin yüzünden kalmadım, gidemedim…

 

İki satır uzağımda olsaydın kalemimi sana çarpmazdım.

 

Yorgunum Asrevya! Çıktığımız yollardan cayışından yorgunum. Ne düşünsem düşten ileri gitmeyecek diye yırtıp atıyorum beynimdekileri. Kara kalemlerle ne kadar aydınlanabilirse dünyam o kadarım işte. Satırdan satıra çarparken büyük bir hüznün kırıntıları olduğumu keşfediyorum. Poyraz yemiş yanlarımı bir şairin şiiriyle ayakta tutuyorum. Bir yalanın parçalarıyla doğruya kanat çırpışını seyre dalıyorum.

 

 

Aksayan benliğim, yansız hislerim… Adımı, karşıma konulan tek hece yutuyor. Tanımsızım Asrevya! Sana bağlı bir hayatta, sen harici nefesler beslemekteyim terkine. Yangın kokulu gözlerimden içtim kül rengi ezayı. İsmini alfabem bildim Asrevya. Şimdi alfabemi yok etmek için gelen sen olsan bile savaşmak düşer bana. Harflerinden oluşmuş bir dünyamı darağacına götürme Asrevya. Yusuf gibi kuyulara sürme beni…

 

 

İlk kez kılıfını çıkarıyorum kelimelerimin. Gitmek mi, kalmak mı arasında yürürken anladım ki ben hep içimden kal diye bağırdım Asrevya. Kal Asrevya. Yerin burası artık. Yerin, bu kalemin ucu. Yerin, yüreğimin kıyısı. Sen de öğrendin ki bu düşte susmak eceline susamakmış Asrevya. Gitme Asrevya!.. Gerçeği olmak varken adına yüklediğim anlamın, düş olmayı tercih etme. Sakat ömrümde sendeleyip düşmemek için düş olma Asrevya… Tüm gerçekliğimle satırlarıma davet ediyorum harflerini…

 

                                                                 Kal AsRevYa!..

 

 

     YAREN...

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
- Sonraki »

asrevya

üç kelimeye düşmüş yangın...

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro